DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU (DEHB)

“Çocuk sâhibi olmak”, çoğu evli çiftin rûyası… Çocuğu en iyi şekilde yetiştirmek, onu en iyi okullarda okutmak, onu hayatta başarılı kılmak, en büyük ebeveyn hayâllerindendir. Peki ya bu hayâl ettiğiniz kalıplara uymayan, sizi her şartta zorlayan bir çocuğunuz varsa?

Yerinde duramayan, motor takmış gibi ortalıkta dolaşan, kapılara ve pencerelere tırmaman bir çocuk

Unutkan, dağınık, dikkâtsiz bir çocuk… Söz dinlemeyen, kendini tehlikeye atan bir çocuk…

İşte âilelerin korkulu rûyası burada başlıyor…

Otoritesini benimsetemeyen, yetersizlik duygusu içindeki bezgin ebeveynler, bir noktadan sonra öfkeli ve kızgın olmaya başlıyorlar. Onlar ki çocuklarını kendi ulaştıkları düzeyden daha ileri noktalara ulaştırmayı hedeflerken, temel esasları dahi uygulamakta zorluk çeken bu çocuklarıyla nasıl başa çıkacaklar?

İşte bu noktadan itibâren biz profesyoneller tarafından “uygun olmayan ebeveyn tutumları” başlığı altında toplanabilecek bâzı davranış kalıpları uygulanıyor maâlesef... Bunları şu şekilde görebiliyoruz:

1. Çocuğuna kızan, azarlayan, bağıran ebeveyn profili: En sık kullanılan sözel kalıplar arasında “yapamıyorsun”, “anlamıyorsun”, “bırak ben yapayım”, “sen aptal mısın?”, “çalışmıyorsun” “senden adam olmaz” yer alır. Anlamadığı için kızgınlığın boyutu çocuğa zaman zaman tokat hâttâ dayak atma boyutuna varabilir.

2. Çocuğundan pes etmiş, ilgilenmeyen, küskün ebeveyn profili: En sık kullanılan sözel kalıplar arasında “ne yapsam olmuyor”, “biraz da öğretmeni ilgilensin, okulda öğrensin”, “başaramıyor” hâkimdir. Genellikle bu modelde bir ebeveyn diğerini ilgisizlikle suçlar, genel anlamda çâresiz ve küskündür. Okuldan gelen şikâyetlerden bıkmıştır. Ancak, buna rağmen saâdece okuldan medet umar ve öğretmenle iş birliğine fazla yanaşmaz.

3. Çocuğunu başka çocuklarla mukayese eden hırslı ebeveyn pro­fili: Bu modelde çocuğun başarısı başkalarının başarısıyla sürekli mukayese edilir. “Sen arkadaşından neden gerisin?”, “niçin yeterince çalışmıyor­sun” sözleri kullanılır. Bu durumda genellikle çocuğun eğitimi için yapılan masraflar dile getirilir. Hâttâ zaman zaman başarısızlığın de­vamı halinde, bu masrafların sıfırlanacağı tehdidi yapılabilir.

Bu tutumlar çocuğu ve âileyi çözüme götürmekten ziyâde, çocukta ve ebeveynde başarısızlık ve yetersizlik duygusuna yol açar. Peki, ne yapılması uygun olur?

Yapılacak en doğru şey, derhâl bir çocuk ve genç ruh sağlığı uzmanından profesyonel yardım almaktır. Çocuğunuzda aşağıdaki belir­tileri fark ediyorsanız, bu belirtiler özellikle bebeklik ve erken çocuk­luk döneminde başlamışsa, altı aydan uzun bir süredir devam edi­yorsa, mutlaka bir uzman yardımına başvurun:

Dikkatsizlik Belirtileri

1. Okul ödevlerinde dikkatsizlik;

2. Üstlendiği görevlerde veya oyunlarda dikkatsizlik;

3. Konuşulanı dinlemiyor gibi görünme ama dinlememe;

4. Tâlimatları takip edememe;

5. Plânlama ve organizasyonda zorlanma;

6. Eşyâlarını kaybetme;

7. Kolay dikkat dağılması;

8. Unutkanlık.

Aşırı Hareketlilik (Hiperaktivite) ve İtkisellik Belirtileri Aşırı Hareketlilik

1. El ve ayakların kıpır kıpır hareketli olması;

2. Oturması gereken durumlarda oturamama;

3. Uygun olmayan şekilde koşuşturma ve tırmanma;

4. Sâkin biçimde oyun oynayamama;

5. Fazla konuşma.

İtkisellik

1. Sorulan soru tamamlanmadan cevap verme;

2. Sıra beklemede zorluk çekme;

3. Başkalarının sözünü kesme.

ORTAYA ÇIKIŞ SEBEBİ

Sebepleri arasında çocuğu yetiştirme modelleri değil, organik faktörler söz konusudur.

Beyindeki icra edici (executive) işlevlerden sorumlu olan prefrontal kortekste (plânlama, organizasyon ve itki kontrolünden en üst seviyede sorumlu olan bölge) hasar mevcut olup, düzenleyici sinir hücreleri arasında iletici rol oynayan bâzı nörokimyasal maddelerin (dopamin, noradrenalin vb.) yoğunluğu veya bu maddelerin ilgili reseptörlere bağlanıp gereken etkileşimi gerçekleştirmelerinde sorun yaşanır. Genetik yatkınlık söz konusudur.

Merkezî sinir sisteminin gelişmesi esnasında sinirsel budanmayı (neuronal pruning) olumsuz etkileyen her hangi bir faktör veya erken gelişimsel dönemde, hafif düzeyde nörolojik hasarla sonuçlanan her hangi bir beyin hasarı (hipoksi, kafa travması, merkezî sinir sistemi enfeksiyonları), ADHD tablosunun gelişmesine yol açabilir.

TEŞHİS KİM TARAFINDAN VE NE ŞEKİLDE KONUR?

Çocuklarda DEHB teşhisi bu konuda uzmanlık almış bir çocuk ergen ve genç psikiyatrı tarafından öykü alınarak, klinik gözlem, dikkat muayenesi ve ruhsal değerlendirme ile konur. Teşhis konmamış ve tedavi edilmemiş DEHB’li çocukları hayatta şu sorunlar beklemekte­dir:

1. Birinci sınıftan itibâren ders çalışma stratejilerini tam olarak geliştirememe, zekâ düzeyinin gerektirdiği düzeyde akademik performans gösterememe, tembel öğrenci olma: Bu durumda ebeveynler ilk sınıflarda çocuklarında bir zekâ sorunu olup olmadığından şüphe ederler. Daha sonrasında öğretmenlerle de işbirliği sonucunda çocu­ğun normâl zekâda, fakat “çalışmayan” bir öğrenci olduğu kanaâtine varılır. Çocuğuna ders çalıştırma sorunuyla başa çıkamayan ebeveyn, özel ders öğretmeninden destek almaya karar verir. Ancak çocukta, beyinden köken alan bir dikkat sorunu mevcut olduğu, ilk sınıftan itibâren düzenli çalışma tekniğini öğrenemediği ve temel bilgileri ye­tersiz olduğu için, özel ders öğretmeni de soruna kifâyet edemez. Bir türlü başaramayan ve akademik sorumlulukları dağ gibi büyüyen ço­cuk bir süre sonra ders çalışmaktan gerçekten cayar ve kaçınılmaz bir şekilde “tembel” damgasını alır.

2. Akran ilişkisinde uyum sorunu yaşama, sık kavga etme, sınıfta arkadaşları tarafından dışlanma, “uyumsuz ve kötü çocuk” olarak damgalanma: Çocuk hareketlidir, başarısızlığından dolayı öfkeli ve sinirlidir. Akran ilişkilerinde de öfkesini kontrol altına alamaz. Sık sık kavgaya bulaşır. Okul idâresiyle sorun yaşar. Sağlam arkadaşlık kuramaz ve sosyal yönden kabûl görmez.

3. Tüm bunlara bağlı olarak özgüvende ve benlik saygısında azalma: Çocuk ezik ve hayata karşı güceniktir. Neye el atsa başaramayacağı duygusunu yaşar. Kendisini yeterince sevmez. Kendine olan saygısını ve güvenini yitirir. İşin kötüsü, daha iyi bir yol bilmediği için, işlevsel olmayan hatalı davranışlarını arttırır. Dolayısıyla da depres­yona girmeye çok yatkınlaşır.

4. İleri yaşlarda “zekâ düzeyine göre daha düşük bir akademik başarıya ulaşma”, yâni başarısızlık, zayıf ve sorunlu sosyal ilişkiler kurma, yetersizlik duygusu, ardından gelen depresif belirtiler: Yetişkinlikte zekâsının hak ettiği meslekî düzeyi yakalayamamıştır. Sağlam dostluklar kuramamış, âilesi ve sosyal çevresi içinde “başarısız, kay­vücut kişi” damgasını almıştır. Yürütemediği için sık sık iş değiştir­mek zorunda kalır. Hâttâ iş bulmada zorluk çeker. İlişkilerinde yaşa­dığı genel sorunlar karşı cinsiyetle olan ilişkilerinde de ortaya çıkar. Uygun eş seçememe, sık eş değiştirme gibi sorunlarla da sık karşı kar­şıya kalınır.

5. Depresyon, antisosyal kişilik özellikleri gelişmesi, alkol ve diğer maddelerin sûiistimâli riskinin artması: Bu kişiler yetersizliklerinden dolayı öfkeli ve mutsuzdurlar. %40 vak’ada Davranım Bozukluğu gelişmesi ihtimâli vardır. Genetik yatkınlıkları da mevcutsa, rahatlamak için alkol ve diğer maddeleri sûiistimâl etme ihtimâlleri çok yüksektir.

DEHB’nin tedavisinde ders çalışma, dikkat toplama ve sosyal intibak stratejileri geliştirmeye yönelik psikoterapi, çocuk­larla nasıl baş edileceğine yönelik ebeveyn ve okul danışmanlığı ve belirtileri önlemeye yönelik ilâç tedavisi uygulanmaktadır.Yukarıda belirtilen yöntemlerin hepsi yapılabildiği takdirde, seyirde çocuğun hayatında fevkalâde olumlu gelişmeler gözlenmektedir.

Tedavide, hasta – ebeveyn – okul - hekim işbirliği esastır.

EBEVEYN TUTUMLARI KONUSUNDA ÂİLELERE TAVSİYELER

1. Hareketli ve dikkatsiz olmak çocuğunuzun elinde olan bir şey değil. Bu durum beyne âit bir  nörokimyasal
    yapısal bozukluktur. Dolayısıyla “yapma”, “otur”, “çalış” diye söylemek, ses yükseltmek ve fiziksel şiddet
    uygulamak sorunları çözmekten ziyâde, çocukta daha büyük bir gerileme yaratacaktır. Âilesinin
    beklentisini karşılayamayan çocuk, çabalamaktan kaçınılmaz olarak cayacaktır.

2. DEHB çocukluktan erişkinliğe uzanan bir hastalıktır. Çocuğunuzun hayat boyu ruh sağlığı ve başarısı
    açısından, erken yaşlardan itibâren profesyonel yardım almak ve hekim ve okul eğitmenleri ile işbirliği
    yapmak esastır.

3. İlâçlı tedavi, hekim tarafından öngörülerek uygulandığı takdirde, dikkat ve hareketle ilgili belirtileri değişik
    oranlarda hafifletir. Bu hastalıkta kullanılan ilâçlı tedaviler, hastalığı düzeltmekten ziyâde, kullanıldıkları
    sürece belirtileri hafifletirler. O yüzden ek olarak, ders çalışma ve sosyal başa çıkma stratejilerini çocuğa
    öğretmeyi hedefle­yen terapi seansları da tedavi programının içinde yer almalıdır. Ayrıca çocuk,  sorun
    yaşadığı derslerden akademik olarak destek de almalı­dır. Bütün bu yöntemler birlikte uygulandığı
    takdirde çocuk dikkatini toplar, temelde eksik olduğu derslerindeki açığı kapatır. Başarabildi­ğini görünce
    ders çalışma motivasyonu artar. Özgüveni artan çocuğun sosyal ilişkileri de gelişme gösterir. Daha iyi
    akran ilişkileri kurar.

4. Dikkat bozukluğu tedavisinde en sık kullanılan ilâç metilfenidat’tır (Ritalin veya Concerta). Bu ilâç bir
    merkezî sinir sistemi uyarıcısı olup, hekim kontrolünde uygulandığı takdirde bağımlılık yapmaz ve çocuğun
    büyümesini engellemez. Kullanıldığı saatler içerisinde, dikkati büyük oranda arttırıp, aşırı hareketliliği
    azaltır. İlâcın etki süresi içinde ders çalışıldığı takdirde, dikkatin artması öğrenme yeteneğini de doğrudan
    arttırır. Atomoksetin, venlafaksin gibi pek çok başka ilâç da kullanılabilmektedir. Bunlara hekim
    karar verir.

5. Çocuğunu anlayan, tatlı-sert otorite uygulayan, destekleyici ebeveyn tutumu sergilenmelidir. “Haydi, gel
    dersleri son bir kez daha gözden geçirelim” gibi destekleyici yönlendirmelerin kullanılması çok daha olumlu
    olacaktır. Emir verme ve sert müdahalelerin yapılması ise daha çok caydırıcı etkiye sâhiptir. İsteklerin bir
    veya iki kereden fazla yinelenmemesi, eğer çocuk tarafından bu istekler yerine getirilmiyorsa çocuğa
    olan ilginin biraz azaltılması, olayın soğurulması, sonra bir kez daha isteğin tekrarlanması ve yerine
    getirilirse takdir edilmesi, defalarca söyleyip karşılıklı inatlaşma sürecine girilmesinden çok daha etkili
    bir yöntem olacaktır.

6. Her olumlu davranış ve başarı sonrasında çocuğun sözel yoldan takdir edilmesi
    (“âferin”, “ne güzel yaptın”, “ne iyi yaptın” vb.) genel motivasyonu arttıracaktır.

7. Çocuğunuzu yetenek ve karakter açısından başka çocuklarla mukayese etmek yerine onu, kendinde
    var olan özellikleri ile sevin ve kabûllenin. Bu özellikler dâhilinde “onu daha iyi nasıl yetiştirirsiniz?”,
    “Onun için neyi daha iyi yapabilirsiniz?” konusunda danışmanlık alın.

DEHB’DA ÖĞRETMENLERE TAVSİYELER

1. Sınıfta sorunlu gördüğünüz bir öğrenci varsa, mutlaka âilesiyle işbirliği kurarak profesyonel bir
    yardım almasına teşvik ediniz. Tıbbî yönlendirmeler konusunda siz de âile ve hekimle işbirliği yapınız.

2. DEHB olan çocuğu sınıfta ön sıralara oturtmak, hareket etmesini temin etmek amacıyla ondan
    sık sık yardım istemek (tahtayı sildirme, tebeşir getirtme vb.), dikkatini arttırmak için ona sık söz
    hakkı vermek çok faydalı olur. Bu çocukların sâkin ve çalışkan çocukların yanına oturtulmaları
    olumlu model almaları açısından iyi olabilir. An­cak başarı açısından asla diğer çocuklarla
    mukayese edilmemelidirler.

3.Yaramazlık yaptığında veya kendisinden istenen bir şeyi yerine getirmediğinde, kızmak
    veya cezalandırmak yerine, yapıcı tatlı-sert bir otoriteyle müdahale edip ona bir şans daha
    verilmesi doğru olur.

4. Üstesinden gelebilecekleri sorumlulukların verilmesi ve başarılı olduklarında veya iyi bir şey
    yaptıklarında mutlaka sözel yönden takdir edilmeleri motive edici olur.

5. Başarı motivasyonu açısından bir ödüllendirme sisteminin olması genellikle çok işe yarar. Örneğin,
    çocuk haftalık olarak arkadaş ilişkileri, dersi dinleme, ödev yapma, sorumluluklarını
    tamamlama parametrelerinin her biri açısından bir yıldız hak edebilir. En olumlu geçirdiği haftanın
    sonunda defterinin kapanma sayfasına öğretmeni tarafından imzalanmış dört yıldız ödülü alır.
    Daha az olumlu geçirdiği bir haftanın sonunda bir ilâ üç yıldız alır. Bu durumda diğer haftaya daha
    fazla sayıda yıldız almak için motivasyonu artar.

6. Akademik başarı açısından akranlarından geri ise, ek ev ödevleri verip takibini yapmak veya
    akademik destek alması konusunda âilesinin bilgilendirilmesi faydalı olur.

HİPERAKTİVİTESİZ DİKKAT BOZUKLUĞU: ZOR TANINAN AMA ÖNEMLİ BİR HASTALIK

Beynin “dikkat işlevi” herhangi bir vazifeye veya amaca yönelik davranışları başlatmayı, devam ettirmeyi ve tamamlamayı gerektiren karmaşık bir işlemdir.

Dikkat sorunu günümüzde çok sık dile getirilen bir konudur. Çağımız insanı sürekli olarak koşuşturmaktan dolayı çok yorgundur ve unutkanlık şikâyetini sıklıkla dile getirmektedir.

Dikkat sorunu birden çok sebeple ortaya çıkabilir:

— Depresyona, yoğun anksiyeteye (endişe, sıkıntı), manik depresif hastalığa (bipolar bozukluk) ve
    diğer ruhsal hastalıklara bağlı dikkat sorunları,

— İşitme, görme kusurları veya kronik hastalıklar gibi fiziksel sebeplere bağlı dikkat sorunları,

— Öğrenme güçlüğüne ve sınır zekâya bağlı dikkat sorunları,

— Uyku yoksunluğuna bağlı dikkat sorunları,

— Yorgunluğa veya iş yoğunluğuna bağlı dikkat sorunları,

— Birincil olarak dikkatin bozuk olmasına bağlı sorunlar.

Dikkat Bozukluğu’nun Amerikan Psikiyatri Birliği’nin sınıflandırmasına göre Kriterleri:

— Dikkatini ayrıntılara verememe, okul ödevlerinde veya faâliyetlerinde dikkatsizliğe bağlı hatalar yapma;

— Üzerine aldığı vazife ve faâliyetlerde dikkat dağılması;

— Kendisiyle konuşulduğunda dinlemiyormuş gibi görünme;

— Yönergeleri izleyememe, okul ödevlerini tamamlayamama, başladığı işi tamamlayamama;

— Üstlendiği görev ve faâliyetleri düzenlemekte zorluk çekme;

— Sürekli zihinsel çabayı gerektiren vazifelere karşı isteksizlik ve kaçınma;

— Üstlendiği vazife veya faâliyetler için gereken şeyleri kaybetme;

— Dış uyaranlara bağlı olarak dikkat dağılması;

— Unutkanlık.

Psikiyatrik teşhis kriterlerine göre “Hiperaktivitesiz Dikkat Bozukluğu”, “Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun (DEHB)” üç alt tipinden birisidir. DEHB okul çağı çocuklarının %3-12’sinde görülür. DEHB’nin diğer alt tiplerinden farklı olarak,  Hiperaktivitesiz Dikkat Bozukluğunun kız ve erkek çocuklarda görülme ihtimâli yaklaşık olarak aynıdır.

Dikkat Bozukluğu’nda beyindeki dikkati düzenleyen sinir hücreleri arasında iletici rol oynayan bazı nörokimyasal maddelerin konsantrasyonu veya bu maddelerin ilgili reseptörlere bağlanıp gereken etkileşimi gerçekleştirmelerinde organik bir sorun mevcuttur. Genetik yatkınlık söz konusudur. Zekâ düzeyiyle ilgili bir sorunun eşlik etmesi şart değildir. Zekâ düzeyi geri, normâl, hâttâ ileri olabilir.

Dikkat Bozukluğu’na sıklıkla hiperaktivite yâni aşırı hareketlilik eşlik etmekle birlikte (DEHB karma tip), sâdece dikkat bozukluğuyla seyreden vak’alar da oldukça sık görülür. Klinik şiddet açısından dikkat bozukluğunun hafif, orta, ağır ve çok ağır tipleri vardır. Şiddeti orta derecenin üzerinde olanlar ciddi şekilde akademik sorun yaratacağı için ilkokul birinci sınıfta teşhis edilirler. Özellikle aşırı hareketliliğin eşlik ettiği durumlarda çocuğun sınıfa uyumunda önemli sorunlar yaşanır. Bu durumda âile, çocuk psikiyatrına başvurmak konusunda daha hızlı davranmak durumunda kalır ve teşhis konma süreci hızlanır.

Hiperaktivitesiz Hafif tip Dikkat Bozukluğundan muzdarip olan çocuklarda, özellikle zekâları normâl veya üzeriyse, teşhis konması senelerce gecikebilir. Âile ve öğretmen yeterince ilgilendiği takdirde, bu çocuklar özel destekle durumu idare edecek kadar ders çalışırlar ve öğrenirler. Bilgisayara ve çeşitli oyunlara yönelik ilgi ve konsantrasyonlarında belirgin bir sorun yoktur. Saatlerce tavla, satranç ve benzeri oyunlarla dahi oynayabilirler. Bu sebeple âile herhangi bir dikkat sorununu aklına getirmez. Destek ve özel ilgiyle ders çalışan çocuklar olarak tanınırlar. Ancak, akademik başarıları iyi olan zekâ düzeylerine göre akranlarının gerisindedir. Yıllar içinde bu çocuklar öğretmenleri tarafından, “zeki ama fazla çalışmayan, çalışsa çok daha iyi başarı elde edebilecek kapasitede” kişiler olarak adlandırılırlar. Bu dönemde de teşhis atlandığı takdirde, ders çalışmak açısından dikkat ve ders çalışma stratejilerini tam oturtamamış ve fazla başarılı olmayan bu kişiler çalışma eyleminden kaçınma davranışı geliştirirler. Sonuç olarak, “zekâ düzeylerine göre tembel, akademik hedefleri yüksek olmayan, sınıf geçecek kadar çalışan” öğrenciler kategorisine girerler. Kendilerini kaçınılmaz olarak arkadaşlarıyla mukayese ederler. Akademik başarılarının daha düşük olması özgüvenlerini, girişimcilik yeteneklerini olumsuz etkiler. Çoğunlukla gergin, alıngan ve mutsuz bireyler olarak hayatlarını sürdürürler.

Dikkat sorunu orta derece ve üzerindeyse, ilk sınıflardan itibâren akranlarından geri kalan çocuğun âilesine “öğrenemediği” şikâyeti öğretmeni tarafından iletilir. Bu durumun sebepleri tartışılır. Çocuğun zekâsı ve genel yetenekleri öğretmeni tarafından değerlendirilir. Akademik başarı açısından akranlarından ciddi şekilde geride kalan çocuk, bir uzmana daha kolaylıkla yönlendirilir. “Dikkat Bozukluğu” teşhisi ise ancak bir çocuk ve ergen psikiyatrı tarafından konur.

Teşhiste Dikkat Edilecek Hususlar:

— Klâsik Dikkat Bozukluğuna aşırı hareketlilik eşlik edebilir veya etmeyebilir.

— Çocuğun hareketleri ve düşünce işleyişi yavaştır. Gününün çoğunu hayâl kurarak geçiriyormuş gibi
    bir izlenim uyandırır. Faâliyetlere karşı genel olarak ilgisiz ve kaçıngandır.

— Zekâ düzeyi sıklıkla normâl sınırlardadır.

— Özellikle hafif tip Dikkat Bozukluğu’nda çocuk spor, oyun, bilgisayar gibi sevdiği, bol uyaran
    sağlayan, yapılandırılmış faâliyetlerle saatlerce ilgilenebilir ve bu konularda başarılı olabilir. Ders
    çalışmak gibi özel dikkat ve enerji gerektiren, onun açısından çok keyifli olmayan bir aktivitede
    ise belirgin konsantrasyon sorunu yaşar ve başarısız olur.

— Dikkat Bozukluğu teşhisinin mutlaka bir çocuk ve ergen psikiyatrı tarafından konması gereklidir.
    Bu teşhisin konması için detaylı psikiyatrik muayene, özgül dikkat muayenesi yapılmalı, öğretmen
    ve âileden çocuğun işlevsel performansı hakkında ayrıntılı bilgi alınmalıdır. Ek olarak,  zekâ
    düzeyini ölçmeye ve öğrenme bozukluklarını ekarte etmeye yönelik psikolojik testlerin yapılması
    da önemlidir.

Ayırıcı Teşhis:

— Depresyondan ve diğer ruhsal hastalıklardan muzdarip olan kişilerde, sıkıntı ve ilgi kaybından
    dolayı dikkat dağınıklığının olması mutattır.

— Stresli şartlarda yorgunluğa veya çok fazla şey düşünmeye bağlı olarak dikkat dağınıklığı yaşanabilir.

— İşitme, görme kusurları veya kronik hastalıkların mevcudiyeti ekarte edilmelidir.

Bu gibi durumlarda dikkat sorunu birincil olarak, beynin dikkatten sorumlu olan bölgesinden köken alan bir nörokimyasal soruna bağlı değildir.

Dikkat Bozukluğu Tedavisi:

Tedavide multidisipliner yaklaşım ve üçlü sacayağı çok önemlidir:

Ders çalışma stratejileri ve konsantrasyon tekniklerinin bireysel psikoterapötik yöntemlerle öğretilmesi;

Ebeveynin, sınıf öğretmeni veya özel ders öğretmeninin çocuğun durumu hakkında bilgilendirilmesi, çocuğun akademik açıdan veriminin artması için bu kişilere tavsiye verilmesi;

İlâç tedavisi: Dikkat Bozukluğu’nu kökünden tedavi edecek bir ilâç olmamakla birlikte, günümüzde mevcut olan bâzı ilâçların etki süreleri boyunca dikkat sorununun giderilmesi mümkündür. Değişik kategorilerde ilâç seçenekleri mevcuttur.

Bunların içinde dikkat üzerine en etkili olan ve genellikle birinci sırada kullanılan seçeneklerden birisi merkezî sinir sistemi uyarıcılarından metilfenidat’tır. Bu ilâcın kısa ve uzun etkili formları bulunmaktadır. Kısa etkili formunun tesiri yarım saat içinde başlayıp dört saat sürer. Günde iki veya üç kere alınır. Uzun etkili formunun tesiri ise içildikten sonraki bir saat zarfında başlar ve on iki saat sürer. Günde bir kez alınır. Her iki preparat da ülkemizde kırmızı reçeteye tâbi olarak satılmaktadır.

En belirgin yan etkisi iştah kapatmak ve uyku kaçırmaktır. Tok karına alındığı ve hekimin tavsiyesine göre günün erken saatlerinde alındığında istenmeyen bu yan etkiler önlenmiş olur. Hekim gözetiminde kullanıldıktan sonra bağımlılık yapmak veya büyümeyi yavaşlatmak gibi sorunlar ortaya çıkmamaktadır. Aksi bir durum gerekmedikçe akademik performans öncesinde alınırlar. Hafta sonları ve tatillerde akademik yönden performans söz konusu değilse kullanılmaları gerekmez.

Tedavide kullandığımız diğer bir seçenek ise klâsik bir antidepresan olan imipramin’dir. Düşük dozlarda antidepresan etkisinden bağımsız olarak dikkat düzeltici tesiri vardır. Günde iki veya üç kez alınır. Normâl reçeteye tâbidir.

2002 yılında FDA (Amerikan İlâç Birliği) onayı alan bir diğer antidepresan ilâç atomoksetin’dir. Bu da dikkat bozukluğu ve aşırı hareketlilik tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır. Normâl reçeteye tâbidir.

Amfetamin, pemolin gibi bâzı başka merkezî sinir sistemi uyarıcıları da mevcuttur ama hâlen ülkemizde kullanılmamaktadırlar.

Dikkat Bozukluğunda İlâç Kullanımı Konusunda Âilelerin Endişeli Olduğu Hususlar:

Günümüzde âile ve öğretmenlerin zihnini en çok meşgul eden sorun dikkat bozukluğu olan çocuklarda ilâç kullanımıdır. Söz konusu olan ilâçların bağımlılık yapacağı veya zarar vereceği endişesi yaygın olarak hâkimdir. Özellikle bu ilâçların sâdece belirtileri tedavi ediyor olması bazı insanları ilâç kullanımının gereksiz olduğu düşüncesine itmektedir.

İlâç Tedavisinin Avantajları Konusunda Âile Kılavuzu:

— Hiperaktivite eşlik etsin veya etmesin, Dikkat Bozukluğu kişinin hayat kalitesini uzun vâdede
    bozan bir rahatsızlıktır.

— Şöyle ki, zekâsı ve yetenekleri normâl olan bir çocuk, ders çalışmak için gereken sabrı
    gösteremeyince konuları öğrenemez. Sınavlarında başarısız olur.

— Başaramadığı bir şeyi yapmaktan sürekli olarak kaçınır. Tembel bir öğrenci hâline gelir.

— İlköğretimde alması gereken en temel bilgileri lâyığıyla öğrenemeyince, sonraki yıllara âit konuları
    da tam olarak öğrenemez.

— Genel akademik başarısı düşer. Okuyamaz veya kapasitesinin altında olan okullardan ve
    bölümlerden mezun olur.

— Başarısızlığının farkındadır. Bu konuda kendisini her zaman ezik hisseder. Özgüveni örselenir.

— Başarısız ve mutsuzdur. Hayat boyu depresyona girme ihtimâli yüksektir.

Görüldüğü gibi, hayatî olmasa da, hayat kalitesini ciddi şekilde bozan bir rahatsızlıktır.

İlâç Tedavisinin Avantajları

Sâdece alındığı sürece etkilidir ve alındığı sürece dikkati düzeltmektedir. Tedaviye ilkokulun ilk senelerinde başlandığı takdirde, çocuğun temel bilgileri öğrenmesi sağlanır. Başarısı arttığı için ders çalışma konusunda motive olur. Kendine güveni artar. Zekâsı ve yetenekleri açısından hak ettiği statüyü yakalar. Hayat kalitesi yükselir.

Hekim kontrolünde ve hekimin tâlimatına uygun şekilde kullanıldıktan sonra, uyarıcı gruptaki ilaçlâr da dâhil olmak üzere, tedavide bağımlılık riski yoktur. Önüne geçilemez yan etkiler ortaya çıkmaz. Performans gerektirmeyen hafta sonu veya tatil günlerinde ilâç kullanılmasına gerek yoktur. Çocuk psikiyatrisinde ilâç kullanımına fayda zarar dengesine göre karar verilir. Fayda görülmediği veya istenmeyen yan etkiler ortaya çıktığı takdirde ilâç kullanımına son verilir.

Beraberinde ders çalışma ve dikkat toplama stratejilerinin öğretilmesi kaydıyla, tedaviye ilk üç sene düzenli şekilde devam edildikten sonra, ilâcın düzenli kullanımına ara verilebilir. Çocuk bu süre içinde hem temel dersleri öğrenmiş hem de düzenli çalışmak ve konsantre olabilmek konusunda bir yöntem geliştirmiştir. Sâdece önemli sınavlardan önce hekim gözetiminde ilâç kullanımına devam edilebilir. İlerleyen yıllarda ve akademik hayat boyunca, özellikle büyük sınavların söz konusu olduğu zamanlarda hekim gözetiminde bir süre tekrar ilâç kullanılabilir.

Tedavide unutulmaması gereken en önemli nokta, yukarıda bahsedilen üç sacayağının ayrı öneme sâhip bulunduğu, tedavide bunların hepsinin bir BÜTÜN olduğudur. İlâçsız tedavi denemesi “çatlak bir testiyi suyla doldurmaya çalışmak” gibidir. Bahsedilen diğer iki yöntem ne kadar başarıyla uygulanırsa uygulansın, testi kolay kolay dolmaz. İlâçlı tedavi, testiyi kille sıvamaya benzer. En iyi başarı her üç yöntemin de BERABERCE uygulanmasıyla elde edilir.

Seyir:

Dikkat Bozukluğu hayat boyu sürer. Yıllar içerisinde kişi daha çok şeyler öğrendikçe ve kendini tanıdıkça, dikkatini toplamak açısından bir strateji geliştirir. Dolayısıyla yaş ilerledikçe dikkat sorunu belli bir katsayıda azalmış gibi hissedilir. Şiddet ne kadar hafifse, düzelme hâli o kadar yoğun hissedilir. Gelişmenin daha iyi ve hızlı olması açısından erken yaşta teşhis ve tedavinin önemi çok büyüktür. Küçük sınıflarda tedaviye başlanırsa, dikkat toplamaya yönelik stratejinin erken geliştirilmesi temin edilmiş olur. Bu mantıkla, “hafif” şiddetteki dikkat bozukluğu yıllar içinde sıfırlanmış gibi hissedilebilir.

Özetleyecek olursak, “Dikkat Bozukluğu” hayat kalitesini önemli derecede etkileyen bir sorundur. İlköğretimin ilk senelerinde teşhis edilip tedaviye başlanması durumunda kişinin öğrenmesinde ve akademik başarısında çok büyük oranda gelişme kaydedilir. Aşırı hareketliliğin eşlik etmesi durumunda teşhis ihtimâli artarken, seyir daha olumsuz şekilde etkilenir.

Okulun ilk senelerinden itibâren öğrenme ve dikkat sorunuyla ilgili şikâyet gelirse,  çocukta genel bir yavaşlık, durgunluk, ilgisizlik ve unutkanlık gözlenirse, derhal bir çocuk ve ergen psikiyatrından görüş almak en uygunu olacaktır.